Ülkeler artan petrol fiyatlarıyla nasıl başa çıkıyor? - BBC News Türkçe

A bilingual English story with sentence-by-sentence Turkish translation. Level: ADVANCED (CEFR). Tap any word in the DuoBook reader for an instant translation.

Rising oil prices globally are creating a serious crisis.

Dünya genelinde artan petrol fiyatları ciddi bir kriz yaratıyor.

Long queues have formed in Myanmar due to fuel shortages.

Myanmar'da yakıt kıtlığı nedeniyle uzun kuyruklar oluştu.

Waiting for hours under extreme heat is miserable for the public.

Aşırı sıcaklar altında saatlerce beklemek halkı perişan ediyor.

Deaths resulting from heatstroke have increased concerns.

Sıcak çarpması sonucu yaşanan ölümler endişeleri artırdı.

This problem is not limited to just one region.

Bu sorun sadece tek bir bölgeyle sınırlı değil.

Global supply chains are significantly disrupted.

Küresel tedarik zincirleri önemli ölçüde aksamış durumda.

Geopolitical tensions are directly threatening oil supply.

Jeopolitik gerilimler petrol arzını doğrudan tehdit ediyor.

Governments are trying to mitigate the impact of high prices.

Hükümetler yüksek fiyatların etkisini azaltmaya çalışıyor.

Tax cuts and quota applications have come to the agenda.

Vergi indirimleri ve kota uygulamaları gündeme geldi.

Kenya is facing major difficulties in exports.

Kenya, ihracatta büyük zorluklarla karşı karşıya kalıyor.

The port authority prioritizes the shipment of fresh produce.

Liman idaresi taze ürünlerin sevkiyatına öncelik veriyor.

Flower and vegetable exports are affected by logistical bottlenecks.

Çiçek ve sebze ihracatı lojistik darboğazdan etkileniyor.

Trade disruptions are causing heavy losses to the national economy.

Ticari aksamalar ülke ekonomisine ağır zararlar veriyor.

Efforts are being made to make customs processes faster.

Gümrük süreçleri daha hızlı hale getirilmeye çalışılıyor.

The Kenya Flower Council reported millions of dollars in losses.

Kenya Çiçek Konseyi milyonlarca dolarlık kayıp bildirdi.

The continuation of conflicts creates uncertainty in the markets.

Çatışmaların devam etmesi piyasalarda belirsizlik yaratıyor.

Tea farmers complain that production costs are rising.

Çay çiftçileri üretim maliyetlerinin arttığından yakınıyor.

Logistical costs are putting sustainability at risk.

Lojistik maliyetler sürdürülebilirliği tehlikeye atıyor.

Producers are anxious and uneasy about their future.

Üreticiler gelecekleri hakkında endişeli ve huzursuz.

Economic uncertainty restricts agricultural activities.

Ekonomik belirsizlik tarımsal faaliyetleri kısıtlıyor.

Exporters are forced to seek new markets.

İhracatçılar yeni pazar arayışlarına girmek zorunda kalıyor.

In Ethiopia, the Prime Minister called for fuel saving.

Etiyopya'da Başbakan yakıt tasarrufu çağrısında bulundu.

Protecting essential services is now of vital importance.

Temel hizmetlerin korunması artık hayati önem taşıyor.

Consumers are asked to be more careful.

Tüketicilerden daha dikkatli olmaları isteniyor.

Serious inspections are being conducted at gas stations.

Akaryakıt istasyonlarında ciddi denetimler yapılıyor.

Governments are striving to manage the effects of the crisis.

Hükümetler krizin etkilerini yönetmek için çabalıyor.

The process requires long-term planning.

Süreç uzun vadeli bir planlama gerektiriyor.

Energy policies are being reshaped globally.

Dünya genelinde enerji politikaları yeniden şekilleniyor.

Vocabulary (English)

kıtlık
shortage
sıcak çarpması
heatstroke
aksamak
to be disrupted
arz
supply
gerilim
tension
hafifletmek
to mitigate
gündeme gelmek
to be brought to the agenda
sevkiyat
shipment
darboğaz
bottleneck
aksama
disruption
gümrük
customs
kayıp
loss
belirsizlik
uncertainty
yakınmak
to complain
sürdürülebilirlik
sustainability
endişeli
anxious
kısıtlamak
to restrict
tasarruf
saving
çağrıda bulunmak
to call for
hayati
vital
denetim
inspection
çabalamak
to strive
yeniden şekillenmek
to be reshaped

More English stories

Create your own bilingual story on DuoBook · Explore more stories